Sanatın iktidar ile olan ilişkisi her zaman biraz karmaşıktır. Politik krizlerin sanat camiasına etkileri bu yıl oldukça sert oldu. Öyle ki son zamanlarda sanat camiası adeta ikiye bölünmüş durumda. Günümüzde yaşanan İsrail protestoları ve Rusya’nın bazı sanat mecralarında ambargo yemesi gibi sıcak gelişmeler, sanat camiasında özellikle savaş karşıtlığı üzerinden dalga dalga yayılmaya devam ediyor. Örneğin Gabrielle Goliath’ın Elegy sergisi Güney Afrika Kültür Bakanlığı tarafından yasaklandı. Sebebi Gazze saldırılarına atıf yapmasıydı. Yine aynı etkinlikte Rusya ise Ukrayna ile devam eden savaşı dolayısıyla yasaklılar listesine girdi. Liste böyle uzayıp gidiyor. Tarihten aldığımız derslere bakınca diyebiliriz ki politikanın sanata yapabileceği belkide en ağır baskı sansür olmuştur . Bugünün sansür kültürünün temeli elbette tarihte saklıdır. Sanat tarihi bu açıdan trajik hikâyeler ile dolu. Kimilerinin tarih yeniden gün yüzüne çıkarsa da kimileri tarihin ve zamanın karadeliklerinde kaybolmuş hatırlanmayı bekliyor. Hazır konu açılmışken bende biraz geçmişe dönüp sansüre uğramış sanat eserlerinin en meşhur olanlarından Michelangelo'nun “Son Yargı” tablosunun başından neler geçmiş sizin için araştırdım. 16. yüzyılın Fransasın ‘da kilisenin mutlak gücü altında özgür bir şekilde sanatını icra etmek kolay değildi. Birçok sanatçı sanatsal vizyonlarını incille ve kilise ile ters düşmeyecek şekilde revize etmek veya en azından orta yolu bulmak zorundaydı. Rönesans bu baskıların yan etkisi gibi Ortaçağın karanlığına akşam güneşi gibi doğdu. Peki Dünyanın en ünlü sanatçılarından Michalengelo'nun başından neler geçmişti ve bugünün dünyasına ne öğretti?
Michelangelo, Son Yargı tablosunu yaptığında Protestan Reformu'nun yükselişi ve dini gerilimler Kilise'yi derinden sarstığı bir dönemdi. Böylesine siyasi ve mezhepsel çalkantıların yoğun olduğu bir dönemde Papa VII. Clemen’in isteği ile başlayan fresk Michalengelo’nun çizdiği çıplak figürler nedeni ile daha fresk bitmeden tartışmalara sebep olmuştu o dönem için dini figürleri çıplak çizmek ahlaksızlık ve din karşıtlığı olarak tanımlanıyordu. Ayrıca mesele yalnızca çıplaklık değil freskteki dini figürlerin şehvete kapılmış mitolojik kahramanlar gibi çizilmiş olmaları kiliseye ve yerleşik hristiyan öğretilere aykırı bulunmuştu. Bu durum Michalengelo’nun ahlaksız olarak damgalanmasına sebep olmuştu. Kilisenin bu tutumuyla sanat eserinin sansürlenmesine giden süreç başlamış oldu. Michelangelo’nun ölümünden hemen sonra sanatçının öğrencilerinden Daniele da Volterra çıplak figürlerin kapatılması için görevlendirildi. Volterra göreve uygun olarak tablodaki tüm çıplak figürlerin üzerine sonradan kumaşlar, yapraklar ve örtüler çizdi. Böylelikle Son Yargı tablosundaki orjinal çıplak figürler kapatıldı.Volterraya ne oldu derseniz tablonun yeni halinden sonra elbette pek iyi anılmadı. Sanat tarihine “Don Yapıcı” olarak geçti. Fakat üzülmeyin günümüzde orjinal halini görmek de mümkün.
Kardinal Alessandro Farnese, 1549'da Michelangelo'nun eserini Marcello Venusti'ye orjinal kompozisyonunda kopyalatmıştır. Bu kopya şimdi Napoli'deki Museo di Capodimonte'de orjinaline uygun olarak sergilenmektedir. Ayrıca 1980 ile 1994 yılları arasında restoratörler, yüzyıllarca süren sansür nedeniyle kullanılan örtülerin ve yaprakların yarısını kaldırdılar. Böylelikle sanat tarihinin en büyük başyapıtlarından biri olan “Son Yargı” ( Last Judgement ) eserinin başından geçenlere bakarak diyebiliriz ki söz konusu sanat ise çağın siyasi krizleri , sansürleri geçicidir. Fakat sanat eseri üstü ne kadar örtülürse örtülsün zamanın ötesine geçerek er yada geç hak ettiği yere yani kültürel mirasın belleğine kavuşacaktır.
