Şeytan Marka Giyer – Bir Dönüşüm Hikâyesi

 


Gazeteci olma hayaliyle yola çıkan Andrea Sachs’ın yolu, moda dünyasının Wall Street’i sayılan Runway’e (Vogue) düşer. Kusursuzluğun ardına gizlenmiş acımasızlığıyla hükmeden Miranda Priestly’nin bitmek bilmeyen talepleri arasında işinde var olmaya çalışır.

Evet, ilk bakışta kariyer basamaklarını tırmanmaya çalışan genç bir kadının hikâyesi gibi görünse de biraz daha dikkatle bakınca, bunun çok daha derin bir dönüşüm öyküsü olduğunu fark ediyoruz. Hem kitabı okuduğumda hem de filmi izlediğimde, ilham veren müthiş bir hikaye olduğunu düşünmüştüm. Hatta itiraf edeyim, dönem dönem motive olmak için seyretmiştim.

Andy; beklentilerin, hırsın ve sistemin sert kurallarının arasında sıkıştıkça, kendi sınırlarının ne kadar dar olduğunu keşfediyordu. Mücadele için bildikleri dışında başka alet edevata ihtiyacı vardı. Ve bulduğu formül onun hem fiziksel hem de zihinsel dönüşümünü başlatmıştı. Sadece görünüşü değil, zihni de dönüşüyordu. Artık daha hızlı, daha uyumlu ve daha başarılıydı.

Ama başarı bedel ister.

Hikâyedeki Andy, içinde bulunduğu düzenin bir fırsat değil, bir mengene olduğunu fark ediyor ve aslında parçası olmadığı savaş alanını terk ederek kendi zaferini kazanıyordu.

Zaten Lauren Weisberger da tıpkı yarattığı karakter gibi, kendi hikâyesinde kontrolü eline alan bir kadın. Otobiyografik tarzda yazdığı bu ilk kitabıyla uzun süre çok satanlar listesinde yer almış, “İntikam Marka Giyer” kitabıyla da seriyi tamamlamıştı. Yazarın modern kadınları anlattığı başka eserleri de mevcut.

Günün sonunda hikâyenin nesnesi olan markalar, Andrea’yı çektiği gibi bizleri de aynı şekilde bu girdaba çekti ve bence güzel bir ilham aracı olan bu hikâye, markaların arka mahallesine dönüşüverdi.

Şimdi durup bakınca, şu düşünce kaçınılmaz oluyor:

Şeytan gerçekten marka giyiyor.

Yazar: Pelin Çetin

Emeklerinden dolayı Sayın yazarımız Pelin Çetin'e teşekkür ederiz.

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski